Annem benim için; küçükken hiç yerinde durmayan, arkamı döndüğüm an ortadan kaybolan, hareketli ve fıkır, fıkır bir çocuktu derdi. Büyüyünce düzelir diye bekledim ama nerede diye de devam ederdi.
Arkadaşlarım her zaman gittiği sakin bir yere o gün benimle gittiyseler mutlaka bir hareketlilik, bir aksilik ve bir olay olurdu. Hayatım boyunca başımdan geçen olayların sonucu hep böyle olmuştur.
Yine sıradan bir gün gibi görünen o gün arkadaşımla tiyatroya gideceğiz (tiyatro, sinema, eğlence olaylarını severim). Kardeşim ile yeğenime de söyledim onlar da benimle gelmeye karar verdi ama biraz benim zorumla olsa gerek. Herhalde benle dışarı çıkmaya korkuyorlar bir aksilik olacak yine diye.
Şansımıza hava da çok güzeldi. Vapurla karşıya geçelim (Avrupa yakası) dedik. Keyfimiz acayip yerinde, çocuklar gibi eğleniyoruz, her şeyde bir komiklik, gülünecek bir şey buluyoruz. Elimizde bir tek elma şekeri yok dersem daha doğru olur sanırım.
Tiyatrodaki oyuncular ve konusu çok güzeldi. İyi ki gitmişiz diyecek kadar eğlenceli anlar yaşadık. Ne zaman bir tiyatroya gidip seyretsem, tiyatro sonrası hep oyuncu olmak istemişimdir. Hayal kurma yeteneğime diyecek yok ancak, bende o rol yapma yeteneği nerede ki? Bir dönem dizide oynamıştım ve kendimi seyrederken beğenmediğimi bugün bile hala hatırlarım. Bende kameranın istediği görüntü var ama mimik yok, esneklik yok. Dram oynasam bile seyirci kahkahaya boğulur, o kadar yeteneksizim yani.
Tiyatrodan sonra saray burnunda çaylarımızı içip bir şeyler atıştırırken, seyrettiğimiz görsel gösteri ile ilgili aklımızda kalanları hatırlayıp güldük.
Artık eve dönme zamanı gelip çatmıştı. Dönüş için Üsküdar vapuruna bindik. Hava hala çok güzel Vapurun ön kısmında balkonunda oturalım diye tutturdum. Vapur hareket ettiğinde köpük, köpük olan dalgaları; sonsuz gibi görünen masmavi deniz ile gökyüzünün birleşmesi ve martıları seyretmesi çok güzel oluyor. Avrupa yakasından, Anadolu yakasının görüntüsüne diyecek yok doğrusu. Sebepsizce benliğimi kaplayan duygusallık ayrı bir huzur veriyor. Tek sorun oturduğum yerden sürekli birileri geçiyor olması, her defasında bacaklarımı dayadığım yerden çekerken hayallerimden sıyrılmak ve gerçek hayatla yüzleşmek.
Kısa bir süre sonra Anadolu yakasının Üsküdar iskelesi ufukta görünmeye başladı, bir müddet huzur dolu hayallerden sonra gerçek yaşama ayak basmak üzere hazırlandım. Anadolu yakasına yaklaştıkça, vapurun iskeleye çarptığı yerdeki tekerlek lastiklerinin bir tanesi yeni takılmış olduğu dikkatimi çekti. Diğerleri aşınmış, yırtılmış bir tek o sapasağlam ve kocaman. Bir anlık tuhaf bir hissin etkisiyle içimde bir ürperti hissedip ürktüm. Vapur yaklaştıkça o lastik gözüme kocaman devmiş gibi gelmeye başladı ve gözlerimi alamadım ona bakmaktan. Kaderin girdabı tarafından içine çekiliyordum sanki.
Vapur yanaşmak için normalinden fazla hızla iskeleye vurdu. Gözlerimi bir türlü ayıramadığım o kocaman lastiğin ortasına denk geldi. Lastik üstten ikiye katlandı ve demirlere dayadığım, tüm dikkatimi o lastiğe verdiğim için çekmeyi akıl edemediğim ayağımı üstten içine aldı. Yavaş, yavaş bileğimden yukarıya doğru çekmeye başladı. Yanaşırken iskeleye sürtündüğü için ayağımda, ayağımı dayadığım o demirlerin arasından içe doğru girmeye başladı. Vapur sürtündükçe ayağım bilekten yan dönmeye başladı bende bulunduğum yerden yan dönmeye çalıştım ayağımla orantılı olabilmek için. Bedenimi ayağımın döndüğü yöne doğru döndürmeye başladım yüzüm iskeleye dönükken artık tamamen sırtım dönüktü ayak bileğim kırılmasın, kopmasın diye mücadele veriyordum.
İçimden biri vapuru itse de ayağımı oradan çıkartsam diye dua ediyordum. Bir yandan da kardeşim Gizem’i düşünüyordum, bana göre Gizem hala küçük kız kardeşti, korkmuştur şimdi diye üzülmeyi ihmal etmediğimi hatırlıyorum. Acıdan mı korkudan mı bilmiyorum ama bayılmak, hatta şuurumu kaybetmek üzereydim. Sadece etrafımdaki yolcuların seslerini uğultu olarak duyuyordum. Korkmayınız diyenlerin korku dolu ürkek seslerini, yeğenimin teyze diye çığlıklarını ve birde kardeşimin ağlama sesini. Bütün o sesler birbirine karışmış, beynimin içinde karmaşık duygulara sebep olmuştu.
Sonunda vapur ile iskele arasında boşluk dalgalar yardımıyla olunca, etrafımdaki yardıma hazır insanlar ayağımı sıkışan yerden çektiler, birileri beni kucaklayıp iskeleye indirdi. İskelede esnafın getirdiği sandalyeye oturttular. Ayağıma korkudan bakamıyordum, dayanılmaz acının etkisi yüzünden ayağımın yerinde olmadığını düşünüyordum. Araba gelene kadar ayağıma buz konması gerekiyormuş, iç kanama olmasın diye. Bir an gözümün ucuyla baktığımda, Allahım çok şükür ayağım yerinde. Botlarımın kalınlığı birde o lastiğin kalın olup içine almasından olsa gerek ayağım düşündüğüm gibi kopmamış yerinde duruyor. Ben hala kesin olarak kangren falan olurum, hastanede ayağımı keserler düşüncesindeyim.
Eve geldiğimizde, bizimkilere beni evimizin oradaki hastaneye götürün dedim. Hani annem rahatlıkla ziyarete gelebilsin diye, ayağım kesilecek ya; uzun zaman hastanede kalacağım düşüncesi beynime yerleşmiş bir kere. O andaki kafamdan geçen sadece bu olumsuz tablonun bıraktığı düşünceler.
Ben böylesine acımasız senaryoları kendim için yazarken buz kovası geldi, hey o da ne? Buz kovasını getiren adamın kaşı patlamış kan akıyor üstüne bir de gözü şişmiş. Meğer esnaflar dakikalar önce benim yüzümden birbirlerine girmiş, neden mi? Biri bu kadar buz yeter demiş, kovayı getiren yetmez demiş yumruğu yemiş. Diyorum ya olduğum yerde mutlaka bir olay olur.
Hastaneye apar topar gittik. Beni hemen sedyeye yatırdılar. O sedyede yatma psikolojisi acayip kötü bir duyguyu açığa çıkardı, kendimi tamamen aciz ve hasta hissetmene neden oldu.
Bir sürü işlemler yapıldıktan sonra ayağım dize kadar alçılandı. Yedi sekiz ay sağlıklı bir şekilde yürüyemedim, ayakkabı giyemedim. Kemiklerin toparlanması, ten omların iyileşmesi zaman aldı.
Uzun süre geceleri kâbus gördüm, hep ayağımın o sıkışma anını yaşadım, halatın iskeledeki demire bağlandığında, gıcırdayarak çıkardığı sesi duyarak çığlık çığlığa uyandım.
Demek ki, ayak bileğimin kopmaması başlı başına bir mucize idi ben mucizelere inanırım ya siz?
Uzun zaman vapura binemedim. Avrupa yakası tiyatro gezilerimi bir müddet ertelemiştim.
Öykü Yazarı: Ayfer Can Kaynakça: Kuantum düşünce tekniği öykü yazıları (Öykü Yazarı Ayfer Can köşe yazıları bölümü)
Yeni Sayfa 1
Bu sitedeki eserler ve yazıların tüm hakkı Heykeltıraş Ahmet Nuray'a aittir.